top of page

Türk Tekstil Tedarikçileri Nasıl Dünya Markası Olabilir?

Türk tekstili neden kendi markalarını yaratamıyor ?
TRENDİN ÖTESİ

Son 10 gündür 2027 yaz sezonu için trend analizleri üzerine çalışıyorum.

Bir yandan da sektörden farklı temsilcilerin bloglarını okuyup yorum yapmaya devam ediyorum.

Okudukça, öğrendikçe farklı insanların neye dikkat ettiğini görmek; farklı bakış açılarıyla karşılaşmak zihnimde yeni sorular oluşturuyor. Ve fark ettim ki yeni fikirlerin en büyük tetikleyicisi çoğu zaman doğru sorular oluyor.

Geçtiğimiz günlerde LinkedIn'de, Oguzhan Coskun 'un beğenisi sayesinde Bozkurt Oğuz Dijle 'nin "Apple, Varta Pili Resmen Batırdı" başlıklı makalesini okuma fırsatı buldum.

Sevdiğim bir konuya denk geldiğimde sadece okumayı değil; yorum yapmayı, fikir alışverişinde bulunmayı ve tartışmayı da seviyorum. 


Çünkü yaptığım yorumun, o yazının başka insanların karşısına çıkmasına katkı sağlaması, bana bilgiyi paylaşanların algoritmaya karşı küçük ama anlamlı bir dayanışması gibi geliyor.

Kıssadan hisse...


Bozkurt Bey makalesinde çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor:


Eğer yanlış stratejik kararlar üstüne birde kendinizi son kullanıcıya anlatamaz, yalnızca tedarikçisi olduğunuz markaya fiyat üzerinden değer üretirseniz; bir gün mutlaka sizden daha ucuzunu yapan biri çıkar. Ve size hamle yapacak zaman bile bırakmadan oyunun dışına itebilir.


Oldukça güçlü bir tespit.


Kaleminize sağlık Bozkurt Bey.


Şimdi konuyu, benim de yıllardır içinde bulunduğum tekstil sektörüne bağlamak istiyorum.


Türk Tekstil Tedarikçileri : Fiyat Rekabetinden Değer Rekabetine


Yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz:


"Türkiye markalaşmalı."

"Tekstil sektörü fason üretici kimliğinden çıkmalı."

"Kendi hikâyesini yazmalı."

Peki...

Bunca yıl, bunca toplantı, bunca teşvik ve bunca söyleme rağmen gerçekten ne kadar yol aldık?

Ne yazık ki çok fazla değil.

Mesela Türkiye'de neden Kering , LVMH veya Richemont benzeri moda ve tasarım odaklı yatırım grupları yok?

Olsaydı bugün tasarımcılarımız yalnızca kendi imkânlarıyla değil, kurumsal finansman desteğiyle de büyüyebilirdi.


Belki bugün Rıfat Özbek, Hüseyin Çağlayan, özgür masurDice Kayek veya Bora Aksu gibi tasarımcılarımız çok daha büyük küresel marka değerlerine ulaşmış olacaklardı.


Bugün geldikleri noktaya tamamen kendi emekleriyle ulaşmış olan tasarımcılarımızın bir de arkalarında güçlü bir sermaye ve marka ekosistemi olduğunu hayal edin.


Peki kumaşta?

İtalya'nın Ratti S.p.A. Società Benefit , Loro PianaErmenegildo Zegna Group veya İngiltere'nin LIBERTY FABRIC LIMITED seviyesinde dünyaya kendini kabul ettirmiş kaç Türk kumaş markamız var?


Aksesuarda?

YKK veya Riri benzeri küresel bir marka çıkarabildik mi?

Belki de önce yanlış soruyu sormayı bırakmalıyız.


Markalaşmadan önce Türk tekstil tedarikçilerinin neyi isteyip istemediğini doğru analiz edip doğru yönlendirmemiz gerekiyordur.

Bunca senedir yapılan yönlendirmelere rağmen geldiğimiz noktada görüyoruz ki bizim üreticilerimiz fason üretim yapmayı marka olmaya tercih ediyorlar. 

Eğer durum buysa yönlendirmenin sahanın şekline göre güncellenmesi gerektiğini düşünürüm.

Madem durum bu madem Türk tekstil tedarikçileri markalaşmak istemiyor, bu durumda soru şu olmalı:

Dünyanın her yerinde binlerce üretici var.


Peki sizin farkınız ne?


Neden sizi tercih etsinler?


Eğer elinizdeki tek argüman "Ben daha ucuzum." ise...

Geçmiş olsun.


Bir gün mutlaka sizden daha ucuzu çıkacaktır.


Burada önemli nokta değer üretebiliyor musunuz? Potansiyel müşterilerinize ucuz olmak ve iyi ürün yapmak dışında ne sunabiliyorsunuz?


Çünkü bugünün dünyasında tercih edilen bir tedarikçi olabilmeniz için bir değer üretmeniz dünya standartlarında hizmet sunmanız gerekir. 


Tercih edilmenizi sağlayan şey sunduğunuz hizmetler bütünüdür.


üretim süreçlerinizde seçtiğiniz metodlarla

Ürününüzün kalitesiyle...

Teslim performansınızla...

İletişim hızınızla...

Problem çözme kabiliyetinizle...

İşletme disiplininizle...

Satış prensiplerinizle...

Fiyat rekabetinden çıkıp kültür rekabetine geçebilirsiniz.


Kısacası bu argümanların bütünüyle tedarikçi kimliğinizle de marka olabilirsiniz.


Tercih sizin.


Bozkurt Bey'in yazısına yaptığım yorumda da aynı örneği vermiştim.


Ben akü teknolojisini bilmem.


Ama bugün aracımın aküsü biterse ilk aklıma gelen marka Mutlu Akü olur.


Bisiklet teknolojisini de çok bilmem.

Ama Shimano donanımı kullanan bir bisiklet gördüğümde içim rahat eder.


Bir kot pantolonun fermuarında YKK (Türkiye) A.Ş. yazıyorsa bu benim satın alma kararımı hızlandırır.


Perdecim Samuel & Sons ns aksesuar kullanıyorsa doğru adreste olduğumu düşünürüm.


Kısacası;

Tedarikçi olmak ile görünmez olmak aynı şey değildir.


Kendi DNA'nızla da dünya standartında değer üreten bir tedarikçi markası olabilirsiniz.


Böyle bir yapı sizi fiyat rekabetinden çıkarıp hizmet merkezli bir rekabet alanına taşırken aynı zamanda standart tedarikçi yapınızla normal şartlarda iletişim kuramayacağınız son kullanıcı ile iletişim kurabilmenizin kapılarını açar. 


Bunun size sağlayacağı en büyük avantaj ise şudur:


Dahil olduğunuz ürüne kattığınız değer sizi fiyat rekabetine karşı güçlü bir konuma taşır fiyatınızı siz belirlersiniz.Çünkü artık sadece ürün değil hizmetler bütünü satan bir kurumsunuzdur. Müşterileriniz sizden sadece ürün değil bir uçtan uca bir servis satın alırlar.


Varta gibi perakendede güçlü bir grup bile böylesi bir stratejik hataya düştüyse bizim üreticilerimizin düşmesine şaşmamak lazım.


Bazen marka olmak, logonuzu son kullanıcıya satmak değildir.


Bazen marka olmak, değerinizi görünür kılmaktır.


Ve bana göre Türk tekstil sektörünün bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.


belkide soruyu 'Neden dünyanın tercih ettiği daha fazla Türk tedarikçi markası yaratamıyoruz?' olarak güncellememiz gerekiyordur.


Sizce Türkiye'nin asıl eksiği marka üretmek mi, yoksa güçlü tedarikçilerin dünya standartına yükselmeleri işin teşvik ederek onları görünür kılmak mı? Görüşlerinizi merak ediyorum.



Yorumlar


bottom of page